Yine Gizli İşsizlik

Merhaba Arkadaşlar,

Öncelikle bu kaleme aldığım değerlendirmeleri ilk olarak 2017 yılında paylaşmıştım. Aradan geçen yıllara rağmen bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki tablo değişmiş değil; aynı tespitlerin ve risklerin geçerliliğini koruduğunu görüyorum. Görüşlerim ve sahadaki gözlemlerim bugün de ilk günkü netliğiyle aynı noktadadır. O günkü yazımı bire bir yayınlıyorum.

Ülkenin temel sorunlarına baktığımızda cari açık, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve adalet sistemine olan güven ilk sıralarda geliyor. Çevremize baktığımızda mutlaka işsizlikle boğuşan birilerine rastlıyoruz. Üstelik üniversite mezunları arasında her geçen gün artan işsizlik oranı da başlı başına büyük bir problem olarak karşımızda duruyor.

Tüm bunların yanında, bir de “gizli işsizlik” kavramı var ki bence bir ülkenin yaşam kalitesini ve gelişmişlik seviyesini gösteren en kritik etkenlerden biri de budur. İstihdam ve işsizlik istatistikleri, ekonominin en önemli göstergeleridir; hükümetler ekonomi politikalarını belirlerken ve aksiyon alırken bu verileri temel alırlar. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere baktığımızda, özellikle tarım ve kamu sektöründe gizli işsizlik oranının oldukça yüksek olduğunu görürüz.

Ben bugün gizli işsizlik kavramını, ülke ekonomisindeki verimsizlikten ziyade şirket ekonomisi ve operasyonel süreçler üzerindeki etkileri çerçevesinde ele almak istiyorum.

İşe öncelikle gizli işsiz tanımını yaparak başlayalım:

En basit tanımıyla gizli işsiz; üretimde varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark bulunmayan kişidir.

Bu kişiler teknik olarak bir işte çalışıyor görünseler de aslında birer işsizdir ve ekonomik üretime gerçek anlamda bir katkıları yoktur. Şirketler açısından bakıldığında ise piyasadaki temel rekabet unsuru olan maliyet yapısı ve şirket içi performans göstergeleri (KPI) için doğrudan bir tehdit oluştururlar.

İşin acı tarafı; üretim yapan şirketlerde ( Aile şirketlerinde ) orta kademe yöneticiler durumun farkında olsalar bile çoğu zaman müdahalede bulunmaktan ziyade kısa vadeli huzuru seçerler ve yönetim ile çatışmaktan çekinirler. Vizyonunu güncellemeyen firmalarda departman performans göstergeleri ile şirket genel hedefleri sıklıkla çelişir. Orta kademe yönetici, kendi bölümünün performans istatistiklerini korumayı ön planda tuttuğunda, bu durum gizli işsizliğin üstünün örtülmesine ve sistem içinde gizli kalmasına yol açar. Üst düzey yöneticiler, genel müdürler ve patronlar ise yalnızca yüksek seviyedeki özet performans sonuçlarına odaklandıkları için bu operasyonel körlük gözden kaçabilir.

Gizli işsizlik tüm sektörlerde karşımıza çıksa da en rahat gizlenebildiği yerler kesikli üretim yapan firmalardır. Çünkü bu tür üretim modellerinde iş-zaman etütleri, kapasite kullanım oranları ve Toplam Ekipman Etkinliği (OEE) gibi kriterler yoruma ve esnetilmeye oldukça açıktır.

İşin bir de İnsan Kaynakları ayağı var elbette… Şirketlerde gerçek iş gücü ihtiyaçlarına uygun, analitik bir IK planlaması yapmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Sürekli istihdamın ve büyümenin temel şartı katma değerli üretimdir; üretimde verimliliği sağlamanın en kritik yolu ise iş gücü verimliliğini artırmaktır.

Ne yazık ki ülkemizdeki temel eksikliklerden biri de pratik saha deneyimine ve süreç hakimiyetine sahip yetişmiş İnsan Kaynakları ve süreç uzmanı azlığıdır. Üniversitelerin Endüstri Mühendisliği veya ilgili idari müfredatlarına baktığımızda, sanayinin ve sahanın güncel taleplerinin gerisinde kaldığını görüyoruz. Üniversitelerimiz maalesef günümüzdeki baş döndürücü değişimin hızına ayak uydurmakta zorlanıyor.

Şirketlerimizin küresel rekabette ayakta kalabilmesi, departman çıkarlarının ötesine geçip bu gizli verimsizlikleri cesaretle tespit etmesinden ve ortadan kaldırmasından geçiyor.

Saygılarımla,

Hakan SOLMAZ